8 Ekim 2007

şarkıların aslında demek istedikleri

ne beni anlatan bir film, ne içinde yürüdüğüm bir hikaye ne de dinleyenleri hislendiren bir şarkım var. hiç şüphesiz ki tanrının yaratırken yürü ya kulum dediği ademoğullarından değilim. tanrı beni bir başıma bırakmış kamerayı elime vermiş, fondaki müziği bana bırakmış ve hikayeyi benim yazıp filmi benim çekmemi istemiş. etrafa küçük ilham kırıntıları serpiştirmeyi de unutmamış. ama benim payıma hep dinlemek hep izlemek ve hep okumak düştü şimdiye kadar. belki kamerayı tutmasını beceremiyordum, kelimelerle nasıl oynanır haberim yoktu, kulağım da yoktu kim bilir.

bazen her şey o kadar mantıksız gelebiliyor ki, en ufak şeyin bile altında neden ararken buluyor insan kendini. nedenleri sıralamak istiyor ki hayatındaki bilmeceyi çözebilsin sonra tıpkı tüm ipuçlarını toplamış avcıların hazineyi buldukları andaki mutluluklarını duysun. her şey aslında tek bir şeye bakıyor gibi değil mi? mutluluk. içimizde yeşerttiğimiz her umut mutluluk kat sayılarıyla doğru orantılı. hayallerimiz bile gerçek dünyanın hesapları dışında tek başlarına var olamıyolar artık. neden? çok düşündüğümüzden mi, çok şey yaşamak arzumuzdan mı yoksa nitelik-nicelik arasında gidip gelmemizden mi?

her şeyi bilir gibi gözüküp, aslında çok az ya da hiçbir şey bilmediğimiz sularda dolaşmak tam da kendimizden beklediğimiz hareket. kimileri için anlamlı olması yeter kimileri için hiçbir anlamı olmaması farketmez. kime, neye göre davranıyoruz? kime, neye göre yaşıyoruz?

bize hayatta soru sormanın cevaplar bulmaktan daha değerli olduğunu öğreten zihniyeti bi güzel dövmek isterdim. kızıyorum onlara çünkü bir şey bilmemenin erdem olduğuna inandırdılar bizleri. her şeyi bi şeylerin içine gizlememizi öğütlediler. sonunda kaybolduk işte elde bozuk pusula ve olmayan bir rota ile...

2 yorum:

  1. Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  2. ne kadar kabul etmek istemesem de reddedilemeyecek güzellikte hakl�s�n

    YanıtlaSil